26 Kasım 2017 Pazar

The Wizarding World of HP



Last month I received the most amazing Postcards of all! As a Potterhead couldn't be a much better.Visiting the Wizarding World is in my bucket list.But due to budget it has to wait a bit more.But even a receiving postcard from there feels so exciting!

Also it came with this stamps.Anyways this one has a story too.The girl who send me this card is from Taiwan ,She is only a high school student but she lives far away from her family.She lives in Canada for 2 years.And got this postcard and stamps while her family visiting her this summer.They went to Disneyland and Universal Studios together.And since then she haven't seen her family.This must be so hard at that age,living away from the family.But also has benefits in self confidence I think.
And a question from her: ''Do you know that bubble tea is actually invented in Taiwan?'' I didn't know so.

2017'den Merhaba!

Başlattığım her blogun,her günlüğün bir son kullanma tarihi oluyor nedense bakalım bu kez ne kadarlığına kalacağım?Bu sorunun yanıtını henüz veremesem de bu sefer blog'a çok farklı bir sebeple geri döndüm.Postcrossing!

Yaklaşık 2 aydır Postcrossing'e üyeyim ve 18'e yakın ülkeden 50'ye yakın kartpostal aldım bu süreçte.Sizlere aldığım kartpostalları ve içindeki hikayeleri paylaşmayı düşünüyorum.Hadi o zaman , ne duruyorum?

Don't know why but there are always an expiration dates for my blogs or my journals.Let's see this time how long does it take for me to stay?I can't answer that question right now but I return this time for a slightly different reason....Postcrossing!

I have been a member of postcrossing since 2 months and during this times I have received 50 different postcards from 18 different countries.I'm thinking about sharing the postcards that I received and their stories inside.Than...Why am I waiting for?

14 Şubat 2014 Cuma

''All you need is love,love is all you need''

                                           

Sheldon:Given that Saint Valentine was a third century Roman priest who was stoned and beheaded, wouldn’t a more appropriate celebration of the evening be taking one’s steady gal to witness a brutal murder?

Saatler Bond misali 00:07'yi gösterirken (ironiye de bak) bir ''Sevgililer Günü''nü daha -Aziz Valentin'in yaşamına paralel olarak- öldürmüş bulunuyoruz.Dr. Sheldon Cooper'la (TBBT) 14 Şubat için birebir aynı hisleri taşısamda ,(spoiler:yeni sezonda bu düşüncesinden biraz uzaklaşmış gibi)  kim sevginin,aşkın hatırlandığı bir güne hayır diyebilir ki?

2 paragraf arasında yazmayı beklediğim bu kadar zamanda ne mi yapıyorum?Sabah 08:00'dan itibaren adeta bir Sosyoloji tezine konu olan günümü düşünüyorum.Kapıların bazısının coşkuyla açılıp ''Happy Valentines Day'' ile güne başlanmasını,bazısının ise ''Screw Valentines Day'' ile başlayıp eski sevgili fiyaskoları ile devam etmesini,ayrılık mevsiminin geldiği şu zamanlarda bir 14 Şubat,hediye stresi,günü görmezden gelmeler,kimine göre yapay tatlandırıcı tadında kimine göre oldukça özel,kalp balonları eski sevgilisinin anatomik kalp modeli gibi görüp patlatmak isteyenlerden tutup,her aldığı oksijen molekülüyle beraber pamuk şekerden bulutların üzerinde dolaşanlara kadar hepsini bir araya getiren dopamin dolu bir gün geçirdim.

N'asıl oluyor da bu kadar samimi yaşadıktan sonra bu hale geliyoruz?Kim bunu isteyebilir ki?''demişti 2 Days in Paris'te.Hiç anlamadığım hiç de anlayamayacağım bir paradoks...Neresinden tutsam elimde kalıyor.Aşkında inişleri çıkışları,bir son kullanma tarihi olduğunun bir kanıtı gibi adeta.Bir başka filmden hatırladığım tarafı ise ''Hep aynı tempoda kalsa delirmez miydin?'' demişti.Benim cevabım ise ''Dünyada bu kadar kötülük,nefret,haksızlık çaresizlik varken,hep aynı tempoda kalan bir aşk yüzünden delirmeyi tercih ederim ''olurdu muhtemelen,ama neyse sonuç olarak soru bana değildi.

Birde bardağın yarısı dolu,diğer yarısıda hava ile dolu teorisi ile düşünürsek,burada pembe gözlükler devreye girdi- ömrü sonsuzda olsa,kelebek ömrü kadar da olsa gideceği zamana kadar refakat etmeli sevgiye,aşka,en önemlisi ise bütün bu duyguları hissettiren ''O'' kişiye.Aziz Valentin vesilesiyle olmuş,olmamış kimin umurunda?All you need is love,love is all you need...

13 Şubat 2014 Perşembe

Imagine a Rainy Day

                                            http://naturesoundsfor.me/rain-sounds  
Pıt ,pıt,pıt,pıt ,pıt...Yağmur damlalarının cama dokunuşunun sesi her yerde aynıymış bak...Pıt ,pıt sessizlik...Bazısı birikince yanaklardan süzülürmüş gibi yoluna devam eden bazısı ise akşamdan kalma bir buluttan düştüm der gibi zikzaklar çizen pıt pıt...

Bugünde sorumluluk yokmuş gibi yaşamalı dedim,çıkmadım dışarı.''Sıkılmadın mı hiç?'' dedi.Oda küçük,düşünceler büyük ben çıkmasam onlar çıkıyor dışarı.'' dedim.

-Neden içeride ters bir şemsiye açtın,n'apıyorsun?
-Islanmak değil endişe ettiğim,4 duvar birde tavan eşlikçim ,somut olmasa da kaçan düşüncelerimi avlıyorum,pratik değil hatta delice ama yinede bir yardımı oluyor.

Pıt,pıt sokakta bir golden retriever düşen damlalar altın tüylerinde parlıyor,pıt pıt ıslak burnuna düşüyor.2 kişi konuşuyor ayrı yönlere bakıp vedalaşıyorlar,sonrası kopuk,hayat onlara ne getirecek bilmesemde hayalini kurarım bazı bazı.

Yağmur yağarken camdan bakmak ,balıkların olmadığı bir akvaryuma dışarıdan bakmak gibi,dekorları hep aynı,yaşayanları farklı,suyuda değişiyor bak,elinde bir fincan kahve ile seyir zevki de var.

Pıt pıt...dağınık masamda kırmızı,beyaz şeritli kedili kolye,şeritleri dağılıyor,2 renkli diş macunu gibi...Pıt pıt dağınık masa dağınık düşüncelermiş,bu bahane de toplamamak için,ya boş olsaydı?Sorumluluk yok bugün ne güzel...Bugün güzel bir gün...

12 Şubat 2014 Çarşamba

Mine Vaganti-Ferzan Özpetek-Nina Zilli


Cinquantamila lacrime...Filmlerin soundtracklerini hatırlayarak uyanıyorum bu aralar.Daha sonra da gün içerisinde sürekli melodisiyle dolanıyorum.Her ne kadar İtalyanca bilmesemde insanın ruhuna dokunabiliyor müzik,hep tuhaf bulsamda ne hoş bu kadar etkilemesi...



Büyüsünü kaybeder mi sözlerinin anlamını okuyunca diye düşünsemde,beni yanılttı aksine (:

Cinquantamila lacrime non basteranno perchè               “Elli bin göz yaşı döksem
 Musica triste sei tu dentro di me.                                         Yine yetmeyecek
 Cinquantamila pagine gettate al vento perchè                 Çünkü müzik hüzün dolu /aklım sen
 Eterno è il ricordo, il mio volto per te                                   Elli bin sayfa atıldı rüzgara çünkü yüzüm sonsuza hatırlatacak 

Nina Zilli'yi ise 1 ya da 2 sene önce Eurovision Song Contest'te L'Amore E Femmina şarkısıyla ilk kez dinlemiştim.Amy Winehouse'la dış görünüş benzerliği klişesini ilk kez gördüğümde bende düşünsemde , daha sonra birçok şarkısını da dinledim ve playlistime ekledim.(Eurovision'dan beklemediğim bir keşif oldu benim için.)Bütün bunlar geçtikten sonra ise birgün Verona'da yürürken büyük bir afişini gördüm ,keşke vaktim olsaydı da canlı olarak dinleyebilseydim dedim ancak ertesi gün Roma'ya gitmek zorundaydım.Nina Zilli mi beni kovalıyordu yoksa algıda seçicilik mi derken,belki bir başka sefere görüşürüz dedim...Bütün bunlara nereden mi geldim?Aslında bu yazı Nina Zilli için değil de daha çok soundtrackler ve Ferzan Özpetek'in Mine Vaganti filmi ile ilgili olacaktı,ancak herşeyde olduğu gibi yazıda spontane gelişti.

Filmleri eleştirmek gibi bir niyetim olmadı bunları yazarken,Julie Delphy'nin de 2 Days in Paris filmindeki ''İyi olan taraflarını alıyorum,kötü taraflarıyla başedebilirim.'' repliğini düşünüp filmlerin sevdiğim taraflarını alıp burada paylaşmayı seviyorum.

Film ilk dakikalarından itibaren biraz da benim İtalya,İtalyan kaynaklı sempatizanlığımdan ve birazda Ferzan Özpetek dokunuşundan olsa gerek beni içine çekti.Tommaso'nun Roma'dan ne getirdin sözlerine karşılık verdiği :

''Bir bavul mutluluk getirdim'' ve buna karşılık Antonio'nun da ''Mutluluğun bavulu da çok ağırmış'' cevabı,seyahatleri sonrası birkaç bavul souvenir ve anlatacak birçok hikaye getiren bendenizdense Tommaso gibi olmayı tercih edeceğimi düşündürdü bana.Yaklaşık 10 gün sonra bir başka seyahatim için hazırlanacağımı göz önünde bulundurunca herşeyi bırakıp bende bir bavul mutlu anılarımla gidebilsem sadece .Bir Bucket List yapıp düşünmeli!

Tommaso'nun yazar olmak istediğini açıkladığı  ''Konuşmayı beceremiyorum.Biri soru sorduğunda bekleyin yazıp geleyim demek istiyorum.'' dediği anda hem iyi hemde kötü hissettim,iyi yanı kurgu da olsa arada sırada yaşadığım bu duygu sadece benim yaşadığım bir duygu değilmiş,kötü yanı ise aktarılmamış tonlarca düşüncemin sayfalarda kalması belki de...

Filmdeki ölümü çok çarpıcı olan Büyükanne'nin (Ilaria Occhini) ,Nicola'ya karşı hislerini anlattığı bir bölüm var ki beni derinden etkiledi.

''Yanımda olmadığında bile Nicola benimle birlikteydi...Onunla uyumadığımızda bile Onunla uyanırdım.Bunca yıl sonra hala ona aşığım....İmkansız aşklar asla ölmez,sonsuza kadar yaşarlar.''  

Fiziksel olarak yanında olmasa ya da bir türlü kavuşamasalar da iki insanın bazen sadece bir  kişinin aşkı bu derece güçlü hissedebilmesi fikri zaman zaman derinlerde bıraktığımız ''aşk''a karşı umutla bakmamızı sağlıyor.Bitse de bir şekilde,giden fiziksel bağlılık ,kalp hep yerinde...

La nonna'nın dediği gibi: ''Gerçekten önemli olan şeyler hep bizimle kalır.İstemesek bile...''

8 Şubat 2014 Cumartesi

Unutulası...

Takvimden bir gün bir gün daha eksilirken,her gün  bir ölçü daha az hatırlamak anıları serbest bırakıp bugünden uzakta, geçmişte yaşamasına devam ettirmek,tıpkı bir trenin arkasından el sallayan bir silüet gibi bazen acıtan,bazen de yeni bir istasyonda yeni anıları oluşturmayı bekleyen  biraz çaba gerektiren bir süreç var ki adı yok her gün daha unutulası...

7 Şubat 2014 Cuma

Absinthe Bourgeois Chat Noir

                                                                           

   Absinthe Bourgeois Chat Noir...Aralık 2013 Sacre Coeur yokuşundan aldığım,çalışma odamın duvarlarındaki yerini almasını bekleyen afişlerden sadece biri.