Değişim.Her geçen gün insan hayatında çok da büyük bir değişiklik olmadığını düşünsede,hergün üzerine birikimler,anılar ekleyerek değiştiriyoruz hayatımızı.Anı sonuça odaklı yaşamaktan değişime giden yoldaki olaylara fazla tanık olamıyoruz ya da dikkat etmiyoruz.Öyle ya da böyle geçiyor zaman...
5 ay önce büyük değişimlerden birini hayatımda gerçekleştirmek üzere topladım bavulumu başka bir ülkeye geldim.Kararı verirken de bir kez bile tereddüt ettiğimi düşünmedim,belki de gitmeyi bu denli kolaylaştıran şey buydu.Bir hayal kurdum ve elimde bir bilet yanımda eşyalarım bir gece cam kenarı biletim ve ben , hayatım boyunca tanıdık olduğum şehirlere,aitlik duygusunu her feet'te aşağıya bırakarak bir süre görüşmemek üzere yoluma devam ettim.Yeni bir hayata başlamanın verdiği büyük bir heyecan,daha önce gidilmiş bir ülke de olsa binlerce konuşma bulutu dolusu sorular,kulaklıktan gelen Mendelssohn'ın E Minor op 64'ünün bu duygusal karmaşa içinde ,konuşma bulutlarını silip yerini gözlerde buğu ile birlikte akan gözyaşlarıma bırakması ve her geçen saniye ile birlikte sonuçtansa bir sonraki adıma odaklanma dürtüsü...
Bir şekilde şu an hatırlamadığım karmaşık anlar sonrası kendimi otelde bulmam ve bir rahatlama anı sonrası ''Bir evim var evet ama bu ülkede de gerçekten evim gibi hissedeceğim,evim diyebileceğim bir yer olacak mı? '' sorusuyla kendimi meşgul ettim.Ertesi gün her yeni açılan kapıyla (taksiler,regional trenler,koridorlar,giriş kapılarıyla) birlikte kendimi sorunun cevabını bulmaya yönelik ilk anılarımla,karşılaşmış buldum.Komşularla tanışma,camdan dışarıya uzun süre bakıp yeni güne artık bu pencereden bakacağım demem,uzun süre sonra eşyalarımı da alışkın oldukları habitatından çıkarıp köşelerinin,dokularının bile bulundukları raflarda biraz tedirgin hissettiklerini düşüncesiyle kendi aidiyet alanımı kurmaya başladım.
Hergün olmasa bile yavaş yavaş yerini bulan eşyalar,mor krizantemler,beyaz güller,geldiğimin 2. günü aldığım pembe Colorad bisikletim,her sokağını her detayını müze gibi dikkatlice gezdiğim yeni şehir üzerinden aylar geçmesine rağmen ''Şimdiki aklım olsaydı ilk geldiğimde bunu da yapardım.'' diye hayıflanmalarımı da ekledim değişim günlerime.Her gezdiğim şehirden (bir düşününce 14 yeni şehir ve 6 ülke ) eklenen bir tanesi aileme gönderdiğim bir diğerini de yatak başucumda bulunan tahta platforma yapıştırarak gün be gün metamorfoz geçiren bu odada,kar kürelerimle şehirlerin silüetlerini seyrettim,çalışma masamın üzerinde kalan kahve lekelerini,penceresi yarım açıldığında sıcak tam açıldığında soğuk olan odamı,kırmızı Scotch battaniyemi,okudukça sıraları değişen romanlarımı,mutfak eşyalarımın kırmızı tonunu,mini Star Wars koleksiyon eşyalarımdan,sayısını artık hatırlayamadığım kahve fincanlarını,bir köşeden sürekli bana bakan dslr kameramı ve sarı sırt çantamı (dün gece rüyamda başka birine aitlerdi nedense? ) ,hiçbir zaman oturmak için kullanmadığım gri tekli koltuğu,aynı soluk tonda ders çalışmaktan çok koridor gezintilerimizde işe yarayan ofis sandalyesini,bir şekilde kaybetmeden yerini buldurabildiğim siyah ev şeklindeki diyafonuma takılı posta kutusu,ev,bisiklet anahtarlarını,masanın bir kenarında yazan baş harfleri,bir önceki Yunan komşumun İtalya gezisinden kalan yonca şeklinde Roma,Venedik,Vatican anahtarlarını,geri dönüşüm şişelerini,sabahlara güzel başlamamı sağlayan havuz gözlüklerinin asılı olduğu metal platformu,alanı küçük de olsa bir şekilde kara delik bulunduğunu düşündüğüm bu yerde eşyalarımı kaybetmeyi,tekrar bulmayı tekrar kaybetmeyi,canı sıkılan bir arkadaşımla dertlerini paylaşıp yarı açık pencereden göndermeyi,gözlerimizden yaş gelene kadar bu odada gülmeyi,güzel ya da ilginç bir haber geldiği zaman kapının kırılır gibi çalınışını,yan komşumun her saatte şarkı söyleme özgürlüğünü,kapıyı açtığım anda gelen kokudan mutfakta kimin olduğunu anlamayı,ayak seslerini tanımayı,6 dilin konuşulduğu bir koridorda selamlaşmayı,bazen yorgunluktan ortak bir dil bulamayıp sadece bakışlarla birbirimizi anlamayı,birkaç ay boyunca geceleri uyumadan konuşma saatlerinin yerini filmlere,sayfalara bırakmasını,oyun gecelerini,koridorun sonunda açık bırakılan kapıya kızmayı,yeni yemekler öğrenip öğretmeyi,değişimin kendisini,biriktirdiklerini,getirdiklerini sevip,ilk endişemin yerini her haliyle ''evim'' dediğim bu yeri tanımaya ve sevmeye bıraktım.Bir tane daha evim var şimdi diyebilmek,ve yeni dostlukların açtıkları yeni evleri yeni kapıları da sevmek belki de bu yolculuğun getirdiği en güzel duygu oldu benim için.İyi ki varsın değişim,hep değişmek dileğiyle...