6 Şubat 2014 Perşembe

Synecdoche,New York

                                               



Hızlı trenin içinde yavaş çekimde raydan çıkmak gibi,sonunu bile bile Caden ile birlikte ,kulaklarımda I'm just a little person,little person in a sea, 123 dakika içerisinde ekranın sonundaki gri banta ulaşmaya çalıştık ''Synecdoche,New York''u izlerken.Hayatının böyle sonlanmasındansa, belki de  Sammy gibi dekor binanın çatısından kendisini o gün bırakıp kendini mutlak sona başlangıçta ulaştırsaydı lavabonun musluğundaki arızayla gelen terk edilmeler,parçalanmalar,ölümler,ayrılıklar,karmaşalar,işe yaramama duygusu,her geçen dakikasında ölümün aslında hayatında onun başına gelebilecek en iyi şey olduğunu farketseydi keşke dedim.Bir karakteri bir filmin içinden çıkarıp özgürlüğüne kavuşturmayı,en sonunda Ellen gibi bir şekilde yönlendirmeyi ne kadar istedim anlatamam.

Bana göre ''Nine'' müzikali gibi (ya da Federico Fellini 8,5 demeliydim) başlayan filmin her sahnesinde Caden ile birlikte daha sonra onun da farkına vardığı gibi ''İnsanların onun sızlanmalarına vakti olmadığını,çünkü herkesin kendi derdi olduğunu'' ya da Hazel'ın dediği gibi ''Herkes kendi hayatına yön vermeli,ben artık sana O gözle bakamam Caden'',mesajını bir şekilde artık çok geç olmadan farketsin ve yoluna devam etsin diye beklememe rağmen her zaman mutlu sonlarla bitmiyor,yine de ölüm Caden için güzel bir son ve O'na hayatı boyunca yakışan tek şey oldu bir yönüyle baktığım zaman .

Caden'ın umutsuz zamanlar arasından çıkarıp,''Artık oyunu n'asıl yapacağımı biliyorum'' ,''yeni bir başlık buldum sence bu n'asıl ?''sorularının ardında bir replik var ki filmin gidişatını bir şekilde değiştirip,üzerinde düşünelecek bir konuyuda arkasında bırakıyor...

Caden:''I know how to do it now.There are nearly thirteen million people in the world.None of those people is an extra.They're all leads of their own stories.They have to be given  their due.''




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder