5 Şubat 2014 Çarşamba

Zaman Yaşarken...




Anlar vardır bitmesini istemediğimiz,bir ucundanda olsa,fotoğraflarla,anılarla,günlüklerle,eşyalarla tutunmak,canlandırmak istediğimiz.Eşyaların,fotoğrafların hepsinin bir ruhu vardır bu yüzden,dokunduğunda bile birkaç saniyeliğine gözünün önünden geçiyorsa zaman,bir yönüyle sadece geriye giden zaman makinasını bulmuşuz belki de demektir.

Eşyalarda yolculuklarına başlarken henüz biçimsiz bir materyalken,(bir yerde üretildiler elbet) yolculuklarının sonunun bir evde dünyanın başka bir köşesinde bitebileceğini,bir anlam ifade edeceğini,bazen mutluluk bazen hüzün kaynağı olabileceklerini beklentileri arasına koymuşlar mıydı acaba? Cevabını bilemeyeceğimiz bir soru.Onlar düşünmediyse bile benim aklıma gelen şu anda bir yerlerde,veya geçmişlerde bir materyal bana ulaşsın,birşeyler hatırlatsın diye bekliyordu,bekliyor ,yine bekleyecek ve biçimlenecek.Baktıkça da dünyanın bir yerinde şu zamanda Yağmur burada bulundu,şu anları yaşadı diyecek.

Benim dünyamda zaman 3 yönde ilerliyor gibi.Bir parkın yanından geçtiğimde 2 hafta önceki halim burada koşuyor,uzun zamandır uğramadığım bir cafe'de 1 ay önceki Yağmur arkadaşlarıyla vakit geçiyor,bir diğeri ise belki treni kaçırıyor,aniden gelen bir rüzgar veya bir kokuyla birşeyleri hatırlıyor ama her 3 haliyle geçmişiyle,şimdisiyle ve geleceğiyle devam ediyor.

Üzerinde melek olan kutuyu aldığımda Bratislava'da her yerin sessiz olduğu o günde kaleye yakın bir dükkanda bulunduğum masalsı saatlerde buluyorum kendimi,Maske'ye dokunduğumda kapanma saatine yakın Viyana'da Theater Museum'a koşuyorum,siyah La Chat Noir desenli fincanı elime aldığımda Sacre Coeur'ün merdivenlerinden iniyor,Kar kürelerinin her düşen yapay kar tanesiyle birlikte sanki bende şehrin silüeti içine düşüyor,Bond Cafe bardağı elimde sevimli terrier'i seviyor ,güzel kurabiyelerden yiyip cappuccino kokusu alıyor,Gladyatör su şişesi kapağını her gördüğümde Linz'teki gecelerden birine gidiyor,Montpellier'den gelen esrarengiz kartpostalı görünce düşüncelere dalıyor,Star Wars matruşkalarıyla oynarken hala sıralamasına kızıp,Prag'ın ışıltılı akşamlarında buluyorum kendimi.

N'asıl hafızama kazınıyorsa anılar,bir şekilde eşyalara,günlükteki yazılarıma,fotoğraflara tutunuyor ve benimle birlikte 3 haliyle ilerliyorlar.Ben bıraksam onlar bırakamayacakmış ,birbirimize hep ihtiyacımız varmış gibi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder